ULUSAL SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI BİRLİĞİ
( USTKB )
15/7/2010

ANAYASA REFERANDUMUNDA OYUMUZ, HAYIR !

28/4/2010

 

Yurttaşlık Hareketi Derneği’nin Hazırladığı
"YURTTAŞLIKTAN UYGARLIĞA"
Kitabı
 
"D&R mağazaları",
"Remzi Kitapevleri", "İnkılap Kitapevleri"
ve tüm seçkin kitapçılarda ...
  
 
 

 

31/12/2009

"Çağdaşlık ve Yurttaşlık Bilinci" Kitabının ikinci baskısı çıktı

Cumhuriyet Kitapları

Günümüzde toplumsal gelişmeler, bireyleri doğrudan ilgilendirmektedir. Ulusal kaynaklarımızın, kimlik ve kültürümüzün yıpranmasına izin vermeden, dünyada ve ülkemizde olup bitenlerin farkında olmak hepimizin yararınadır. Toplumlar, onları var eden değerlere sahip çıkan yurttaşları sayesinde gelişirler.

Yurttaşlarımızın, etkin yurttaş olma bilincini kazanması; daha nitelikli, bağımsız, ilkeli, adil, hoşgörülü ve üretken bir yaşama biçiminin toplumumuzda gelişmesi hepimizin özlemidir.

Birçok değerli yazarın katkılarıyla hazırlanan bu kitap, akla, bilime, çağdaş uygarlığa gönül vermiş, ülkemize sahip çıkmak isteyen yurttaşlarımızın daha katılımcı olmaları yolunda bir rehber niteliğindedir.
 
Yazarlar:

Erol Manisalı, Aysel Ekşi, Yaşar Hacısalihoğlu, Nazan Moroğlu, Oktay Ekinci, Deniz Banoğlu, Zafer Fortacı, Barış Doster , Alparslan Işıklı, Aydeniz Alisbah Tuskan.

 

29/12/2009

"Demokrasinin temel ilkesi: kadın erkek eşitliği"  İKKB Koordinatörü Nazan Moroğlu'nun kitabı çıktı

 
 Kadınların İnsan Hakları Sözleşmesi

 Nazan Moroğlu (LL.M Yeditepe Ü. Hukuk F. "Kadın Hukuku" dersi öğretim görevlisi)   

Sunuş

Birleşmiş Milletlerin temel insan hakları sözleşmelerinden biri olan ve Kadınların” İnsan Hakları Sözleşmesi olarak nitelediğimiz Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesinin kabulünün 30. yılı.

18 Aralık 1979 tarihinde kabul edilen Sözleşmeyi Birleşmiş Milletler üyesi 192 ülkeden 186’sının onaylamış olduğu göz önünde tutulduğunda, yasalarda ve yaşamda kadınların karşılaştıkları cinsiyete dayalı her türlü ayrımcılığın kaldırılması için Sözleşmenin ne denli önemli bir uluslararası hukuk aracı olduğu görülmektedir. Sözleşme, kadınların yaşamın her alanında

karşılaştıkları ayrımcılıkların kaldırılması amacıyla düzenlenmiştir. Taraf devletlerin her dört yılda bir BM Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Kaldırılması Komitesine sundukları Ülke Raporları, Sözleşmenin dünyada ne ölçüde uygulamaya geçtiğinin izlenmesini sağlamaktadır. Ayrıca, Sözleşmenin taraf devletlerce etkin bir şekilde uygulanmasını desteklemek amacıyla 6 Ekim 1999 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi’ne Ek İhtiyari Protokol kabul edilmiştir. 10 Aralık 1999’da yürürlüğe giren Ek Protokol ile uluslararası hukuk alanında “kadınlar” için önemli bir denetim mekanizması kurulmuştur.

İnsanlığın ve devletlerin büyük yıkıma uğradığı 2. Dünya Savaşı sonrasında

dünyada barışın ve topyekun kalkınmanın sağlanması, her türlü eşitsizliğin kaldırılması

tüm dünya ülkelerinde evrensel bir değer olarak benimsenen “insan hakları”, kadın haklarının hareket noktasını ve temel dayanağını oluşturmuştur.

Bilindiği gibi, yirminci yüzyılın son çeyreği kadınların yasal, toplumsal, siyasal, ekonomik hak ve özgürlüklerini talep ettikleri ve büyük ölçüde elde ettikleri bir dönemin başlangıcı olmuştur. Ancak, yasalarda eşitlik sağlansa

da hakların varlığıyla kullanımı arasında her zaman kadınlar aleyhine eşitsizlik yaşanmaktadır. Her ne kadar, söylemde kadın erkek eşitsizliği bir demokrasi sorunu olarak ifade edilse bile, geleneksel toplumsal yapının ve ataerkil zihniyetin devam etmesi, kadınların haklarını kullanmasının önünde önemli bir engel oluşturmaya devam etmektedir. Sözleşme, kadınların insan haklarının evrensel standardını içeren hükümleriyle, kadınların karşılaştıkları

ayrımcılıkların kaldırılmasını ve böylece kadının birey olarak erkekle eşit konuma getirilmesini esas alan bir hukuki belgedir.

Uluslararası alanda, özellikle kadın araştırmaları alanında CEDAW olarak anılan Sözleşme, dünya nüfusunun yarısı olan kadınların insan haklarına odaklanması nedeniyle diğer insan hakları sözleşmeleri arasında özel ve önemli bir yeri sahiptir.

Sözleşmede temel insan hakları, insan onur ve değeri esas alınarak, Başlangıç bölümünde ifade edildiği gibi, “ayrımcılığın her şeklinin insan onurunu zedelediği” kabul edilmiştir. Otuz maddeden oluşan Sözleşme, taraf devletlerin, cinsiyete dayalı ayrımcılığın, engelleme veya kısıtlamanın kaldırılması için medeni durumlarına bakılmaksızın tüm kadınlara karşı

ayrımı gecikmeksizin ortadan kaldırıcı kararlı bir politika izlemelerini öngörmektedir.

amacıyla yapılan çalışmalar, insan haklarının evrensel bir değer olarak kabul edilmesini sağlamıştır. Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren

Bu çalışmada, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi başlıca: - Sözleşmeye neden gereksinim duyulduğu; - hazırlanış süreci; - yürürlüğe girişi; - Sözleşmenin kabulünden sonra Birleşmiş Milletlerde oluşan kurumsallaşma; - Dünya Kadın Konferansları; - Sözleşmenin amacı ve içeriği; - kurumsal gelişmeler; - Ülke Raporları; ayrımcılığın kaldırılmasına yönelik öneriler başlıkları altında incelenmiştir. Ayrıca, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesinin etkin uygulanmasını sağlamak ve denetlemek üzere kabul edilen Ek İhtiyari Protokol ve Protokol kapsamında Türkiye'den yapılan başvuru ele alınmıştır. Kadın haklarının geliştirilmesine kaynak oluşturan temel belgelere kolay ulaşılmasını sağlamak amacıyla Ekler bölümünde yer verilmiştir.

Yayın No: 068 ISBN: 978-605-5865-69-6 Basım Tarihi: 2009 Aralık Baskı Bilgisi: 1. b. Sayfa Sayısı: xviii + 477 s. Boyut: 17,0 x 24,0 cm. Cilt: Sert Kapak - İplik Dikiş  

 

 

 

 

 

1/1/2008

"Belgelerle ve Tanıklarla TÜRK ERMENİ İLİŞKİLERİNDE TARİHİ GERÇEKLER" Alfa Yayınları


İÇİNDEKİLER

1.BÖLÜM: Makaleler

- Onur Öymen - Ermeni Sorununun Dünü Bugünü
- Dr.Abdullah Kehale - ABD’de Ermeni Lobisi
- Gündüz Aktan - Psikolojik ve Hukuki Yaklaşımların Kesiştiği Nokta
- Av.Nazan Moroğlu - Hukukçu Gözüyle Soykırım İddiaları
- Prof.Dr.Yusuf Halaçoğlu - 1915 Soykırım İddiaları,Savcılar ve Hakimler
- Prof.Dr.Hikmet Özdemir - Ermeni Sorununun Ortaya Çıkışı ve Gelişimi
- Bilal Şimşir - Malta Mahkemeleri, Ermeni Terörü ve Şehit Türk Diplomatları
- Prof.Dr.Türkkaya Ataöv - Ermeni Belge Sahtekarlıkları
- Prof.Dr.Erich Feigl - Soykırım Propagandaları Bölme Amaçlı
- Prof.Dr.Ümit Özdağ - Ermeni Psikolojik Operasyonu
- Doç.Dr.Birsen Karaca - Kitle İletişim Araçlarında Ermeni Sorunu
- Prof.Dr.İlber Ortaylı - Jenosit Kavramı
- Prof.Dr.Norman Stone - Ermeni Diasporasının Manevraları
- Holdwoter - Soykırımcıların Saldırısı ve Buna Verilmesi Gereken Tepki
- Şükrü Elekdağ - Değerlendirme

2.BÖLÜM: Anılar ve Görüntülü Sunumlar

- Tuncay Özkan - Erzincan/Kemaliye/Demirköy
- Dr.Ali Gürcan - Erzurum/Alaca Köyü
- Kemal Ergüder - Boğazlıyan Kaymakamı’nın Torunu
- Ali Eşref Uzundere - Iğdır/ Oba Köyü
- Latif Karaağaç - Kars/ Kağızman

3.BÖLÜM :Ekler

- BELGELER - İngiliz, Fransız ve Osmanlı
- YAZIŞMALAR - Prof.Dr.Aysel Ekşi
- BİTİRİRKEN - Dr.Zafer Fortacı
- FOTOGRAFLAR - Ermeni Mezalimi-AçılanToplu Mezarlar


 

1/1/2007

SİVİL ÖRÜMCEĞİN AĞINDA

Sivil Örümceğin Ağında

Mustafa Yıldırım ULUS DAĞI YAYINLARI

“Tokat gibi bir kitap” Attila İlhan

“Mustafa Yıldırım’ın dillere destan kitabı” İlhan Selçuk

“Her Türk bu kitabı okumalı” Rauf Denktaş

ABD parti örgütleri, Quantum şirketi bankerleri (Temsilcileri George Soros), Alman, İngiliz, Fransız, Hollanda, Belçika siyasal partileri ve uluslararası şirketlere bağlı örgütlerden oluşan şebekenin çabalarıyla birçok ülkede kitleler eylemlere sürüklendiler. Bazen ülke bütçelerini de aşan paralarla kışkırtılan bu eylemlerle, tarihsel köklere dayanan içyapılar parçalandı; çok partili, ama güdümlü bir siyasal ortam oluştu. Ülkelerin doğal kaynakları, sanayileri, para piyasaları, bankerlerin ya da kartellerin eline geçti. NATO Genişletme Projesi uyarınca yeni üye ülkelerde üsler kuruldu; güvenlik kurumları ABD’nin emrine girdi. Ülkemizde de azınlık milliyetçiliği örgütlenmesi, örümcek ağıyla bütünleşti. “Yerel yönetimlerde özerklik” çalışmasıyla, kurulması düşünülen federasyonun alt yapısı oluşturuldu. Yabancıdevletlerin elçiliklerinde, yayılma örgütlerinde yıllarca çalışmış olanlar meclise girdiler, hatta bakan oldular. Örümcek ağı örgütleri, lider adaylarını seçtiler ve ödül olarak onları ABD’ye gönderdiler. Güdümlü örgütlerin temsilcileri, yıllardır yabancılarla birlikte hazırladıkları Anayasa tasarılarını ortaya sürdüler… Emekli TSK yöneticileriyle Örümcek Ağı’nın önde gelenleri, aynı kurullarda çalışmaya başladılar. ABD operatörlerinin amaçladıkları gibi “toplumsal algılama dizgesi” yeniden üretildi. “Uluslararası Din Hürriyeti” senaryosuyla güçlendirilen tarikatlarla azınlık milliyetçisi liberal teslimiyetçiler, aynı cephede yan yana geldiler… Sorunlar ve çözümler açıktır: Ülkemizdeki, örümcek ağını destekleyen CIA, MOSSAD, MI6, BND, SAVAMA gibi örgütlerin istihbarat ağları ortaya çıkarılmadıkça, yabancıların içerdeki ortaklarının girişimleri engellenemeyeceğinden bu konudaki araştırma ve değerlendirme görevi de artık ertelenemez…

23 Nisan 2009, Mustafa Yıldırım” 20. Basım Sunuş Bölümünden

16/11/2006

 ÇEV eski başkanı Gülseven Güven Yaşer’in, son yapıtı “Ufkun Ötesinde Ne Var?” Togan Yayıncılık tarafından Kasım 2009’da yayınlandı.

  “Ufkun Ötesinde Ne Var?”ın önsözünden...
 
“Bu kitap, 1950’ler sonrasını, 1980’leri, 2000’leri ve bu uzun yıllar boyunca genç kuşaklara verilen Cumhuriyet felsefesi karşıtı öğretileri ve ezberleri belgeliyor. Üniversitelerde, meydanlarda, okul kapılarında gösteri yapan militan gençlerin, türbanlı kızların dünyalarını kuran yayınları örnekliyor.
 
Tarikatlerin gerçek bir organı gibi görev yaparak, Anayasal görevlerini, tarikat ve cemaatler lehine kullanan resmi kurumları, bakanlıkları, İBDA C’nin, Fetullahçıların, Süleymancıların, genç beyinlere özel olarak ulaştırılan öğretilerini sergiliyor.
 
Bu kitap, yaşadığımız bu günlerin başlangıcını anlatıyor. Kimler, ne zaman, nasıl, nerede ve niçin bu rollere soyundular? Genç Cumhuriyetin çağdaş değerlerini, aydınlığını yok etmeye nasıl yürüdüler?...
 
...Yıllarca, siyasette dinin bir araç olarak kullanılmasını, siyasetçilerin din istismarlarını, din, ticaret, tarikat bağlantılarını görmezden geldik. Görmek istemedik.
 
Yaşanan göçler; ulusuna, ülkesine ve Ata’sına bağlı, inançlı Anadolu insanını, büyük kentlerin acımasız, yoz ve insani duygulardan yoksun bölgelerine fırlatıp atıyor. İşsizliğin, ekonomik zorlukların yaşattığı korkular insanların umudunu tüketirken yaşamları ucuzlatıyor, en kutsal değerleri yıpratıyor. Yalnız ve çaresiz insanların sığınacağı güç, moral değerler ve din oluyor. Burada örgütlenmiş tarikatların insanlarımızı ezen, öğüten sömürüleri ve karanlık dünyaları devreye giriyor.
 
Eğer böyle giderse, birgün Türkiye’de de mollalar, ılımlısı ve radikaliyle kol kola girerek güçlerini birleştirebilirler. Bu güzel ülkeyi kısa zamanda bir İran, Afganistan, Pakistan yapar, aydınlanmış, çağdaş değerlerle bütünleşmiş bu toplumu, kadını-erkeği ile ortaçağı yaşayan o toplumlara benzetebilirler. Epeyce de yaklaştılar.
 
21. yüzyılda toplumun, Cumhuriyet idealindeki hayattan kopartılıp başka hayatlara ve dünyalara yönlendirilmek istendiği günleri yaşıyoruz Genç kuşaklar üzerinde oynanan bu oyunlara, bu yanlışlara karşı sesimizi çıkarmadığımız sürece, bir açıdan yaşananların suç ortağı oluyoruz.
 
Bugün durum, Türkiye’nin geleceğini oluşturacak genç kuşakların eğitimi ile ilgili kararların parçası olmamızı gerektiriyor.
 
Ülkede devam eden zorlu bir mücadele var, hatta bir savaş bu. Onurla umursamazlık arasında bir seçim. Özgür düşünce ile taassup, aydınlık ile karanlık arasında, doğru ile yanlış arasında bir seçim.
 
Toplumun geleceği ile ilgili, hayati bir seçim...
 
Bugün etkin bazı kişi ve kurumların sadakati ne yazık ki ülke sınırlarını aşıyor.Kimi politik çıkarları için susuyor, kimi ekonomik çıkarları için...
 
Kimi de yoksulluktan, cehaletten, bilgisizlikten susuyor, konuşamıyor...
 
Oysa zaman konuşma zamanıdır. Siyasal erke ses çıkaranlara, susmayanlara ve susmayı reddedenlere destek zamanıdır.
 
Hepimiz endişeli, mutsuz ve güvensiziz. Hele gençler, yeni kuşaklar... Onlar daha da yalnız, suskun ve çaresizler. Bu dünyada robotlar gibi dolaşıp, sadece dinci ve bölücü otorite figürleri tarafından, onlara öğretilen düşünce kalıplarını daha fazla yaşamak istemiyorlar. Onlara aydınlanmayı, özgür düşünceyi, gerçek birey olma şansını ne zaman vereceğiz.
 
Bu gerçeği görmezden gelmek çok büyük bir hata! Bugün çağdaşlığa, özgür düşünceye, pozitif bilime giden tüm yollar tıkalı. Türkiye Cumhuriyetinin devlet okulları bugün koyu bir dini taassubun kol gezdiği eğitim kurumları haline geldi. Özel tarikat okullarını söylemeye gerek yok. Liselerde açılan mescitlerde, Cumhuriyetin reddettiği, öğretmen kılığında bir takım softalar ders veriyor ve öğrenciler Cuma günleri namaz kılmak için ders saatlerinde, otobüslerle gizlice camiye götürülüyorlar. 
 
Kim olduklarını, gerçeğin ne olduğunu bile artık bilmiyor çocuklarımız. Bilgisiz, bilinçsiz bir dünyada yanlış inançların, ayrılıkçı güçlerin kıskacında eğilip, bükülüyorlar ve boyun eğiyorlar. Sanki Osmanlı’yı yeniden yaşıyoruz. Kaybettiğimiz bu çocuklar, ezberlenmiş aynı diyaloglar, aynı söylemlerle kendilerini nasıl bir çıkmaza soktuklarının farkında olamayacaklar. Daha sonra olsalar bile, artık o çemberi kolayca kırıp dışarı çıkamayacaklar.
 
Her gün karşımıza, karmakarışık olmuş toplum ilişkileri, çürümüş, yok olmuş değerler, çağdaşlık idealleri, politikalar, politikacılar çıkıyor. Yanlış ve kasıtlı söylemler, vurgular, detone sesler giderek artan bir tempoda hepimizi ve toplumu sarmalamış durumda...
 
Hepimiz biliyoruz; siyasetçisi, bürokratı, iş dünyası ve medyası ile koca bir ülke, suç işleyen tarikatlar ve uzantılarına karşı sessiz kaldı. Onlar da resmi ve kaçak Kur’an kurslarıyla, imam hatip okullarıyla ülkeyi parselleyip önce çocuklarımızı esir aldılar. Anadolu’nun yoksul ve sahipsiz çocukları bunların karanlık ellerindeydi, biliyorduk.
 
Gerçeği haykıran aydınların, sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin, yüksek yargının söylemleri ne yazık ki toplumda etkili olamadı!
 
Sonuç 21. yüzyıl Türkiyesinde açıkça, pervasızca sergileniyor artık. Onların şimdi, kendi siyasetçileri, bürokratları, iş adamları, gazetecileri ve güvenlik güçleri var. Ve Cumhuriyeti esir aldılar!..
 
Yaşadığımız toplumun acılarını anlamak ve çözümlerinde rol almak daha fazla sorumluluk gerektiriyor. Eğer, bu günlerin, karanlık ve korku dolu bu dönemin sona ermesi sizce de isteniyorsa, bir şeyler yapmanızın zamanıdır.
 
Hiçbir şey, harekete geçen cehalet kadar korkunç olamaz diyor Goethe.”    
 
Gülseven Güven Yaşer, 8 Mart 2009
 
Not:
[Kitap, Çağdaş Eğitim Vakfı’ndan (Tel: 0212 297 69 79 – 80 – 81) ve
Togan Yayıncılık’tan (Bizim Avrasya Yay. Tel: 0212 585 66 28 – 0212 518 22 94) temin edilebilir.]
Atilla İlhan Kültür Merkezi Meşrutiyet Cd. 3/3 Beyoğlu/İstanbul
bilgi@ulusalstkb.org