ULUSAL SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI BİRLİĞİ
( USTKB )

Onur ve İmaj - 03.05.2008

Deniz Banoğlu Onur ve imaj üzerine çeşitlemeler

Deniz Banoğlu

Bir gazete , adının üzerine siyah iri puntolarla başlık atıyor..`İMAJIMIZ YERLE BİR`.. bir diğer günlük gazete, `ONURUMUZ BEŞ PARALIK` diyor , yine birinci sayfadan iri puntolarla verdiği başlığında.. Kendisine "`iyasi günlük gazete` yakıştırması yapan ,aslında ise bol renkli ve magazin haberli gazetelerde bu türden başlıklara pek sık rastlıyoruz.. Onurumuza ve imajımıza pek bir düşkün millet olduğumuzdan... Kim için bu onur ve imaj ?... tabii ki yabancı ülkelere , yani dışarıya karşı.

Ülkemizi, insanımızı, halkımızı, pek çok konuda, `batı dünyası` ile kıyaslamaya pek meraklı olan liberal aydıncı gazetelerimiz, acaba Avrupa Birliği ülkelerinin ya da Amerika’nın ciddi siyasi gazetelerinde hiç bizdekilere benzer bir `başlık atıldığına` tanık oldular mı.? .Doğrusu merak ediyorum.

Örneğin Fransa’nın Le Monde ya da Le Figaro , Almanya’nın çok satışlı Frankfurter Allgemeine, ya da Die Welt .. Ya da İtalya’nın Corierre della Sera veya Amerika’nın New York Times gazetelerinde, `İmajımız derin yara aldı`.. yahut, `ONURUMUZ BEŞ PARALIK` gibi, dış dünyaya karşı derin utançlarını açıklayan başlıkları kim gördüyse söylesin. Acaba bu gazetelerin hangi köşe yazarları ülkelerinin iç politikalarıyla ilgili herhangi bir konuda "onur ya da imaj" sorununu ele aldılar.? Merak ediyorum..Diyeceksiniz bu onların sorunu, belki de onurlarına ya da imajlarına bizimkiler kadar düşkün değiller..Ya da acaba onurları mı yok?

Onurları var da, bu ülkelerin kendi iç politikalarında ya da dış ülkelerle ilişkilerinde, bizde olduğu gibi ABD ya da AB söz sahibi değil. Sorunlarını kendilerini çözümledikleri gibi, onurları da kendileri için var ya da yok.. Çünkü bu ülkeler kendi bağımsız politikalarını yürütüyorlar, bizler ise , AKP iktidarı sayesinde, ikinci bir emperyalist kuşatma altında neredeyse `sömürge ülkesi` muamelesi görüyoruz.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı J. M. Barosso, AB’nin Genişlemeden Sorumlu üyesi Oli Rehn, Türkiye AB Karma Parlamento Komisyonu Başkanı J. Legendijk ‘in , Türkiye’nin iç ve dış politikalarına müdahale etmelerini, hatta emirler verip, tehditlere kadar uzanan dayatmalarını başka nasıl açıklayabilirsiniz ? Biri geliyor, dünyaya bağımsızlığını ilan etmiş bir yüce Meclis’te türbandan kapatma davasına kadar her konuya el ve dil uzatıyor, diğeri AKP milletvekillerinin yalvar yakar ricasıyla bir rapor hazırlayıp,. AKP’nin kapatılmasının AB ‘ye üyelik sürecinde Türkiye için ne kadar hatalı ve zararlı olduğuna dikkat çekiyor, Kopenhag Kriterlerinde "yargının üstünlüğü" maddesini yok sayıp, Türkiye’nin hukuk sistemine ve yargısına ders vermeğe kalkıyor. Kapatma davasında Türk yargısını yargılıyor, Ergenekon davasında ise, yargının görevini yapmasını salık veriyor.. (Çifte standardın böylesi)

Türkiye’yi aşağılayan, küçülten, hor gören bu dayatmalara karşı, bizim `onur ve imaj düşkünü` medyamız ve liberal aydınlarımız ses çıkarmadıkları gibi, aksine, olup bitenleri sessiz ve sesli izliyor, alkışlıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetme sorumluluğunu yüklenmiş bir iktidarın, ABD ve AB’nin desteğinde, bu güçlerin neredeyse oyuncağı haline gelmesini onur meselesi yapmıyorlar.

Peki nerede devreye giriyor bu onur ve imaj sıkıntısı ? AKP’nin kapatılması (demokrasiye zarar verirmiş) Orhan Pamuk’un ya da bir başka yazarın mahkeme önüne çıkması veya Ermeni sorununda , soykırıma karşı çıkanlarının tepkilerinin gündeme gelmesi gibi konularda. Saygın boyalı magazin medyamız aslan kesilip hemen ayaklanıyor: `aman onurumuz beş paralık oldu`.. Dışarıya karşı imajımız sıfır..

Bir iktidar partisinin koca bir Türkiye’yi her şeyiyle yabancıların güdümüne teslim etmesini onur sorunu yapmıyor... Çünkü Türkiye’nin onuru, kendi insanına, kendi toprağına, kendi halkına ve kendisine değil, varsa yoksa, dış dünyaya karşı... Acaba bir aşağılık duygusu mu bu ?

Kesinlikle evet; çünkü AKP’nin iktidara gelmesinden bu yana kabuk , iç ve ruh-yürek değiştiren, halkımızın `elit` tabakası diyeceğim sözde liberal demokratlardan oluşan bir sınıf, kendilerini bugünlere taşıyan Cumhuriyet’i, devrimleri, konuştuğu dili ve kimliğini inkar etmeyi marifet haline getirmiş durumda.. Tam üyesi olmaya canla başla çalıştığımız (!) Avrupa Birliğinin gelişmiş ülkeleri nelerle uğraşırken, bu sınıf, dünya terminolojisinde çoktan yerini almış kimi kavramları çiğneyip çiğneyip tartışarak, M. Kemali, Kemalizmi, Cumhuriyeti, içeride gençlerin beynini yıkayarak, dışarıda da aynı türküyü söyleyenlerle işbirliği içinde ülkeyi "demokrasiye" değil, örtülü bir faşizme götürüyor.. Haydi hayırlısı .!.

Bu arada son gelen habere göre, 1 Mayıs , "ekonomiye zarar verir" gerekçesiyle tatil olarak kabul edilmemiş Bakanlar Kurulu’nda.. Önerim şu; ilgililer Türkiye’ nin bir yıl içindeki tatil günlerinin sayısını (AB ülkeleriyle kıyaslayıp) gözden geçirip hangi bayramlarda insanların kaç gün kendine izin verdiğinin hesabını yeniden yapmalılar. Bakalım sonuç ne çıkacak ?

denizban@superonline.com  

Atilla İlhan Kültür Merkezi Meşrutiyet Cd. 3/3 Beyoğlu/İstanbul
bilgi@ulusalstkb.org