ULUSAL SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI BİRLİĞİ
( USTKB )

SAHNE KİMİN İSTANBUL ?

Deniz Banoğlu
 
Büyük Şehir Belediyesi’nin oldukça yüklü olduğu anlaşılan “2010 Avrupa Kültür Başkenti” projesine ayırdığı bütçeden payını alan, “Sahne Senin İstanbul” afiş ve pankartlarının yerini şimdilerde, yerel seçimin hareketlendiği bir ortamda doğal olarak seçim duyuruları aldı. Büyük Şehir Belediyesi adına bu değişim doğrusu iyi de oldu. Çünkü “Sahne Senin İstanbul” yazılı afişler,geçmiş kültür ve tarih birikimiyle İstanbul gibi bir metropolün ne yazık ki bugünkü “kültür ve tarihini” yitirişiyle örtüşmüyordu.
 
2010 Kültür başkenti hazırlıklarına (ki bunların ne olduğunu henüz somut olarak görmüyor ve bilmiyoruz), kimi meslektaşlarımın iyi niyetli ve olumlu yaklaşımlarını, özür dileyerek, bu nedenle paylaşamıyorum.
 
Her şeyden önce coğrafi konumu ile dünyanın sayılı güzel kentlerinden biri olan İstanbul’un 
“Avrupa Kültür Başkenti” etiketiyle anılması, doğup büyüdüğümüz bu kent için elbette bir övünç kaynağıdır. Ne var ki, bu övünç, yurttaşını oturduğu yöreye her geçen gün biraz daha adeta yabancılaştıran, kültür ve tarih kalıtını (mirasını)yok eden bir çarpık kentleşme anlayışıyla bağdaşmadığı gibi, böylesi güzel bir duyguyla da ters düşüyor.
 
Bir yabancı araştırmanın,2005 Ekim’inde, dünyadaki“yaşanacak en iyi kentler arasında ancak 102’inci sırada yer verdiği İstanbul için önce, şu soruyu sormak gerekir:İstanbul, bırakın bir yabancının gözünde, önce kendi vatandaşı için gerçekten bir kültür kenti midir ?
 
Kentin yerel baş sorumlusu Büyük Şehir Belediyesi, İstanbul’un büyük metropol olabilme niteliklerini, sadece yol yapmak, kavşak açmak, gökdelen dikmek, yüklü harcamalarla yeşillikleri laleyle donatmak, (trafiği ne ölçüde hafiflettiği tartışmalı), metrobüs projelerini geliştirmek gibi çalışmalarla sınırlı tutmaktadır. Oysa bir kentin, kültür ve tarihi birikimiyle Avrupa’ya açılabilmesi, önce kendi yurttaşının uygarlığa kapı olan bu anlayışla iç içe yaşamasıyla olanaklıdır.
 
Bir şiddetli lodosla,bir iskelesinin dalgalara yenik düştüğü( ne garip çelişkidir ki, aynı günlerde Büyük Şehir Belediyesi’nin IDO’su KalDer’den Kalite Başarı ödülü almıştır) bir şiddetli yağmurda gecekondu bölgesindeki bir evin yıkıldığı, onlarca evin su altında kaldığı, nüfusunun neredeyse üçte birinin gecekondu mahallelerinde yaşadığı bir kentte, acaba kaç insanımız  sanattan nasibini almaktadır ?
 
Büyük kent yerel yönetimi, bir tiyatro binasını yerle bir ederek, mensup olduğu partisinin iktidarı AKM’yi yıkma noktasına getirerek Cumhuriyetimizin kalıtı simgeleri teker teker yok etmekle kalmayıp, kültür sanat bağlamında yeni açılımlara da destek vermemektedir. Cumhuriyet dönemine adını yazdıran tiyatrolarımızdan bugün kaçı ayakta kalabilmiştir (Kenter tiyatrosunu bu arada yürekten kutlamak gerek Alanında tek örnektir ayakta kalabilen) ya da kültür kenti olmanın simgesi elle tutulur bugün kaç tiyatro salonumuz vardır?. Kültür belleğimiz Tepebaşı Dram Tiyatrosunun yangınlara teslim edilmesinden sonra, (özel kurumların sanat mekanlarının dışında) devlet ya da yerel yönetim eliyle İstanbul’a kaç sanat kültür merkezi kazandırılmıştır ?Tiyatrosu yok, operası yok, kentli nüfusun yüzde 80’ini bu iki kültür sanat etkinliğine yabancı, konser salonları sayılı, soluk alan meydanları yok,  Portekiz’in minik Porto kenti 1906’dan kalma muhteşem mimarideki tarihi kütüphanesi ile övünürken, 600 yüzyıllık kentin Beyazıt Devlet Kütüphanesinin görünümü “kitaplıktan çok karanlık ve rutubetli bir manastır görünümünde”(Ataol Behramoğlu, Cumhuriyet Pazar Eki, Beyazıt Devlet Kütüphanesinden izlenimler) Kadın Eserleri Kütüphanesi hala geliştirilmeyi, genişletilmeyi, iyileştirmeyi bekliyor.
 
Kentin geleneksel mimari silueti de birer birer  yok oluyor, tarihin belleği ahşap yapılar çöküşe terkedilmiş, yananların yerine gökdelenler dikiliyor.Tarihi Haydarpaşa Garı, diken üstünde.Galatoport projesi sümen altında bekleyişte. Park Otelin yerinde yıkık ahşap kalıntılar duruyor. .Kentin dokusu yozlaşıyor, bozuluyor, yabancılaşıyor.21.yüzyılda İstanbul kentinin kültür, sanat birikiminin övünme kapsama alanı,  tarihi Sultanahmet, Topkapı ile Yerebatan Müzesi, Galata Kulesi vs ile sınırlı. Bunun ötesinde kent, Shoping Center’lar, Buisiness Tower’lar, Happy City’s, The İstanbul konutları, Starbucks’lar, Gloria’s Jeans kahveleri, Masshattan yerleşimleri, görkemli alışveriş merkezleri,  konut  gökdelenlerle kuşatılmış durumda, bir zamanlar Mustafa Kemal’in kaldığı, saray ressamı Fausto Zonaro’nun yaşadığı Akaretler’deki vakıf binaları, resim galerileri, konferans ve konser salonlarına dönüştürülmesi gerekirken, New York City’yi aratmayan yabancı marka lüks mağazalarını konuk ediyor. İstanbul’u ziyaret eden bir yabancı kentin özgün mimarisini, kültürünü, sanatını, yaşamını değil, bunları solukluyor. Bunun adı da Kültür Başkenti oluyor.
 
Olumsuzluklarla bunaldığımız, ülkemizin gerçekten ciddi bir dönemden geçtiği, hele hele son derece yaşamsal olduğuna inandığım, yerel seçimler öncesinde,her türlü zorluğuna karşın asla vazgeçemeyeceğim güzel İstanbul için böylesine eleştirel bir bakış getirmek istemezdim. Ancak gerçekleri dillendirmek hepimizin sorumluluğudur diye düşünüyorum.
 
Daha da önemlisi amacım, şimdiki Büyük Şehir Belediye Başkanı’na bu eleştirilerle gönderme yaparken, kişiliği ve söylemleriyle örnek duruşu olan geleceğin İstanbul Belediye Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na da bir İstanbullu yurttaşın görüşlerini iletmekti. Bu kente gönül vermiş kişiler olarak bizler, kimin olduğu belirsiz İstanbul’un, “Sahne Senin İstanbul” değil “Sahne Bizim İstanbul hayalinin sonunda  gerçekleşmesini umut ediyoruz.
 
 
 
Atilla İlhan Kültür Merkezi Meşrutiyet Cd. 3/3 Beyoğlu/İstanbul
bilgi@ulusalstkb.org